Kişiler arasında kurulan borç ilişkilerinin tamamı yazılı sözleşmeye dayanmamaktadır. Özellikle yakın arkadaşlar ve aile bireyleri arasında güven ilişkisi nedeniyle herhangi bir belge düzenlenmeden para verilmesi yaygın bir uygulamadır. Ancak borçlunun ödeme yapmaması durumunda yazılı sözleşmenin bulunmaması, alacaklının hakkını ispat etmesini güçleştirebilir.
Türk Borçlar Kanunu'nun 12. maddesi uyarınca sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe herhangi bir şekle bağlı değildir. Bu nedenle tüketim ödüncü sözleşmesi kural olarak sözlü şekilde de kurulabilir. Ancak sözleşmenin geçerli olması ile mahkeme önünde ispat edilebilmesi birbirinden farklı hukuki meselelerdir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 200. maddesi kapsamında belirli parasal sınırları aşan hukuki işlemlerin senetle ispat edilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte delil başlangıcı, karşı tarafın açık muvafakati ve kanunda düzenlenen diğer istisnalar çerçevesinde farklı delillere başvurulması mümkün olabilir. Elektronik yazışmalar ve banka kayıtları da bu değerlendirmede önem taşıyabilir.
Dolayısıyla yazılı sözleşme bulunmaması, verilen borcun hiçbir şekilde geri alınamayacağı anlamına gelmemektedir. Ancak alacaklının iddiasını hangi delillerle ortaya koyabileceği, uyuşmazlığın çözümünde belirleyici rol oynar. Özellikle yüksek tutarlı borç ilişkilerinin yazılı şekilde kayıt altına alınması, ileride yaşanabilecek ispat sorunlarını azaltabilir.