Sözleşme ilişkilerinde taraflar, üstlendikleri yükümlülükleri kararlaştırılan şekilde yerine getirmekle sorumludur. Ancak borcun hiç ifa edilmemesi, geç ifa edilmesi veya gereği gibi yerine getirilmemesi durumunda karşı tarafın zarara uğraması mümkündür. Bu gibi hâllerde sözleşmeye aykırılıktan doğan hukuki sorumluluk gündeme gelebilir.

Türk Borçlar Kanunu'nun 112. maddesi uyarınca borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür. Bu düzenleme, sözleşmeden doğan tazminat sorumluluğunun temel hükümlerinden biridir. Ancak tazminat talebinin kabulü için zararın ve uygun illiyet bağının da değerlendirilmesi gerekir.

Sözleşmeye aykırılık nedeniyle doğan zarar, somut olayın niteliğine göre fiilî kayıpları veya yoksun kalınan kazancı içerebilir. Bununla birlikte her sözleşme ihlali kendiliğinden manevi tazminat hakkı doğurmaz. Manevi tazminat talebinin ayrıca kanuni koşullara dayanması gerekir. Zararın kapsamı ve hesaplanması bakımından delillerin niteliği önem taşımaktadır.

Sözleşmeye aykırılığın ortaya çıkması hâlinde alacaklının aynen ifa, gecikme tazminatı, sözleşmeden dönme veya diğer seçimlik hakları gündeme gelebilir. Hangi hukuki yolun kullanılabileceği, borcun niteliğine ve ihlalin özelliklerine göre belirlenir. Bu nedenle tazminat talebinde bulunulmadan önce sözleşmenin içeriğinin ve meydana gelen zararın ayrıntılı biçimde incelenmesi gerekmektedir.

Bilgilendirme: Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; içeriği avukatlık reklamı niteliği taşımaz. Somut hukuki uyuşmazlıklarınız için mutlaka bir avukata danışınız.
← Tüm Makaleler Hukuki Destek Al