Borç ilişkilerinde zamanın geçmesi, alacaklının talep hakkını kullanabilmesi bakımından önemli sonuçlar doğurabilir. Zamanaşımı, belirli bir sürenin geçmesi nedeniyle borçlunun alacak talebine karşı ileri sürebileceği hukuki bir savunma imkânıdır. Ancak zamanaşımı ile borcun tamamen sona ermesi aynı anlama gelmemektedir.
Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi uyarınca kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. Bununla birlikte bazı alacaklar için beş yıllık veya farklı süreler öngörülmüştür. Ayrıca zamanaşımının başlangıcı, durması ve kesilmesi gibi hususlar sürenin hesaplanmasını etkileyebilir.
Zamanaşımına uğrayan bir borç, kural olarak eksik borç niteliği kazanır. Borçlu zamanaşımı def'ini ileri sürerek ifadan kaçınabilir. Ancak Türk Borçlar Kanunu'nun 161. maddesi uyarınca hâkim, zamanaşımını kendiliğinden dikkate alamaz. Bu nedenle zamanaşımı savunmasının usulüne uygun biçimde ileri sürülmesi önemlidir.
Zamanaşımına uğramış bir borcun borçlu tarafından gönüllü olarak ödenmesi hâlinde, ödemenin sırf zamanaşımı nedeniyle geri istenmesi kural olarak mümkün değildir. Dolayısıyla zamanaşımı, borcun varlığını kendiliğinden ortadan kaldırmaktan ziyade alacağın dava yoluyla elde edilmesine karşı bir savunma sağlar. Her uyuşmazlıkta uygulanacak sürenin ayrıca belirlenmesi gerekmektedir.