Evlilik birliğinde sadakat yükümlülüğü, eşlerin birbirlerine karşı yerine getirmekle yükümlü oldukları temel hukuki sorumluluklardan biridir. Türk Medeni Kanunu'nun 185. maddesi uyarınca eşler, evlilik birliği devam ettiği sürece birbirlerine sadık kalmak zorundadır. Bu yükümlülüğün ihlali, boşanma davalarında kusur değerlendirmesini doğrudan etkileyebilmektedir. Ancak toplumda yaygın olan düşüncenin aksine, eşlerden birinin aldatma eyleminde bulunması, her durumda boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tek veya daha ağır kusurlu kabul edileceği anlamına gelmez. Mahkeme, tarafların evlilik süresince sergiledikleri davranışları, ileri sürülen vakıaları ve dosyaya sunulan delilleri birlikte değerlendirerek kusur durumunu belirler.
Türk Medeni Kanunu'nun 161. maddesinde zina, özel ve mutlak boşanma sebeplerinden biri olarak düzenlenmiştir. Buna göre eşlerden birinin evlilik devam ederken üçüncü bir kişiyle cinsel ilişki yaşaması, diğer eşe zina sebebiyle boşanma davası açma hakkı tanır. Bununla birlikte, sadakat yükümlülüğüne aykırı her davranış hukuki anlamda zina olarak nitelendirilemez. Başka biriyle duygusal yakınlık kurulması, romantik içerikli mesajlaşmalar veya güven sarsıcı ilişkiler, somut olayın özelliklerine göre Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesi kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebiyle boşanma davasına konu olabilir. Dolayısıyla aldatma kavramının günlük hayattaki anlamı ile zina kavramının hukuki kapsamı birbirinden ayrılmalıdır.
Aldatma eyleminin gerçekleşmiş olması, kusur değerlendirmesinde diğer eşin davranışlarının tamamen göz ardı edilmesini gerektirmez. Örneğin sadakat yükümlülüğünü ihlal eden eşin karşı tarafında fiziksel şiddet uygulama, ağır hakaretlerde bulunma, tehdit etme veya sistematik psikolojik baskı kurma gibi davranışlar mevcutsa mahkeme, bu eylemleri de değerlendirmek durumundadır. Aldatma ciddi bir sadakat ihlali olmakla birlikte, diğer eşin daha ağır nitelikteki kusurlu davranışları karşısında aldatan eşin mutlaka daha ağır kusurlu sayılması zorunlu değildir. Bununla birlikte evlilikte yaşanan anlaşmazlıklar, ilgisizlik veya geçimsizlik, aldatma eylemini kendiliğinden haklı hâle getirmez. Kusur değerlendirmesi, her olayın niteliği ve taraflara yüklenebilen davranışların ağırlığı dikkate alınarak yapılır.
Aldatma iddiasının mahkeme tarafından dikkate alınabilmesi için hukuka uygun delillerle ispatlanması gerekir. Boşanma davalarında mesajlaşmalar, fotoğraflar, tanık anlatımları, konaklama kayıtları ve diğer belgeler somut olayın koşullarına göre delil niteliği taşıyabilir. Ancak yalnızca şüpheye dayanan iddialar veya doğruluğu ortaya konulamayan dijital yazışmalar, zina eyleminin ispatı bakımından yeterli olmayabilir. Ayrıca eşin telefonuna hukuka aykırı biçimde erişilmesi, özel yazışmalarının ele geçirilmesi veya gizlice elde edilen kayıtların mahkemeye sunulması delillerin hukuka uygunluğu yönünden sorun yaratabilir. Bu nedenle aldatma iddiasının ispatında yalnızca delilin içeriği değil, elde edilme yöntemi de önem taşımaktadır.
Aldatılan eşin, aldatma eylemini öğrendikten sonra diğer eşi affetmesi de hukuki sonuç doğurabilir. Türk Medeni Kanunu'nun 161. maddesi uyarınca affeden tarafın, affettiği zina eylemine dayanarak zina sebebiyle boşanma davası açma hakkı bulunmamaktadır. Affetme açık bir beyanla gerçekleşebileceği gibi bazı durumlarda eşlerin davranışlarından da anlaşılabilir. Bununla birlikte, yalnızca evlilik birliğinin devam etmesi veya eşlerin aynı konutta yaşamayı sürdürmesi, her durumda affetmenin gerçekleştiği anlamına gelmez. Ayrıca zina sebebiyle boşanma davası açma hakkı, eylemin öğrenilmesinden itibaren altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmesiyle düşer. Affedilen davranışların sonradan kusur olarak ileri sürülmesi de kural olarak mümkün değildir. Ancak affetmeden sonra gerçekleşen yeni sadakat ihlalleri ayrıca değerlendirilir.
Boşanma davasında kusur oranı, maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakası talepleri bakımından da önem taşımaktadır. Türk Medeni Kanunu'nun 174. maddesi kapsamında, boşanma yüzünden mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenen kusursuz ya da daha az kusurlu eş, koşulları oluştuğunda maddi tazminat talep edebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle kişilik hakları saldırıya uğrayan eşin manevi tazminat istemesi de mümkündür. Bununla birlikte aldatılan eşin her durumda tazminat kazanacağı veya aldatan eşin bütün mali haklarını kaybedeceği yönünde genel bir kural bulunmamaktadır. Yoksulluk nafakasında ise talep eden eşin kusurunun diğer eşten daha ağır olmaması ve boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olması gibi yasal koşullar dikkate alınır. Dolayısıyla sadakat ihlalinin mali sonuçları, kusur tespiti ve tarafların ekonomik durumlarıyla birlikte değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak, aldatan eşin boşanma davasında mutlaka tam veya ağır kusurlu sayılacağı düşüncesi hukuken doğru değildir. Sadakat yükümlülüğünün ihlali, boşanmaya sebebiyet veren olaylar bakımından önemli bir kusurlu davranış olmakla birlikte, mahkemenin değerlendirmesi yalnızca bu eylemle sınırlı değildir. Tarafların karşılıklı davranışları, aldatma iddiasının ispatlanıp ispatlanmadığı, varsa affetme olgusu ve diğer hukuki koşullar birlikte incelenir. Bu nedenle aldatma nedeniyle açılacak boşanma davalarında doğru hukuki sebebin belirlenmesi, delillerin hukuka uygun şekilde sunulması ve kusur durumunun somut olay çerçevesinde değerlendirilmesi, tarafların hak kaybına uğramaması açısından büyük önem taşımaktadır.