Nafaka, aile hukukunda ekonomik açıdan korunmaya ihtiyaç duyan kişilerin geçiminin sağlanmasına katkıda bulunmayı amaçlayan hukuki bir yükümlülüktür. Boşanma sürecinde veya boşanmanın ardından eşlerden biri ya da müşterek çocuklar lehine nafakaya hükmedilmesi mümkündür. Ancak nafaka miktarının belirlenmesinde bütün kişiler için geçerli olan sabit bir hesaplama yöntemi bulunmamaktadır. Mahkeme, nafaka talebini değerlendirirken tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını, ihtiyaçlarını ve ilgili nafaka türünün yasal koşullarını dikkate alır.
Türk hukukunda boşanma süreciyle bağlantılı olarak tedbir nafakası, iştirak nafakası ve yoksulluk nafakası olmak üzere farklı nafaka türleri bulunmaktadır. Tedbir nafakası, boşanma veya ayrılık davası devam ederken eşlerin ve çocukların korunması amacıyla kararlaştırılabilir. İştirak nafakası, velayeti kendisine verilmeyen ebeveynin çocuğun bakım ve eğitim giderlerine mali gücü oranında katılmasını sağlar. Yoksulluk nafakası ise boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan ve kusuru diğer eşten daha ağır olmayan taraf lehine, kanuni şartların gerçekleşmesi halinde hükmedilebilen bir nafaka türüdür.
Nafaka miktarı belirlenirken tarafların gelir düzeyleri, düzenli giderleri, malvarlıkları ve yaşam koşulları önemli rol oynar. Mahkeme, yalnızca kişilerin beyan ettikleri maaşlarla sınırlı kalmaksızın ekonomik durumlarını ortaya koyabilecek diğer delilleri de değerlendirebilir. Kira giderleri, sağlık harcamaları, çalışma durumu ve geçim için gerekli harcamalar nafaka miktarının belirlenmesinde etkili olabilir. Bununla birlikte nafaka yükümlüsünün yüksek gelir elde etmesi, talep edilen her miktarın doğrudan kabul edileceği anlamına gelmez. Nafaka miktarının somut olayın özelliklerine ve hakkaniyete uygun şekilde belirlenmesi gerekir.
Çocuklar lehine hükmedilen iştirak nafakasında ise çocuğun yaşı, eğitim durumu, sağlık ihtiyaçları ve günlük yaşam giderleri özellikle önem taşır. Okul masrafları, ulaşım, beslenme, barınma ve sağlık harcamaları değerlendirmeye alınabilecek giderler arasındadır. Çocuğun büyümesiyle birlikte ihtiyaçlarının değişmesi veya eğitim giderlerinin artması, nafaka miktarının yeniden değerlendirilmesini gerektirebilir. Türk Medeni Kanunu uyarınca anne ve baba, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine kendi mali güçleri oranında katılmakla yükümlüdür. Bu nedenle iştirak nafakası belirlenirken yalnızca nafaka ödeyecek ebeveynin değil, diğer ebeveynin ekonomik durumu da göz önünde bulundurulur.
Nafaka miktarının belirlenmesinden sonra ekonomik koşullarda meydana gelen değişiklikler, nafakanın artırılması veya azaltılması talebine dayanak oluşturabilir. Enflasyon, çocuğun eğitim giderlerinin yükselmesi, tarafların gelirlerinde önemli değişiklikler yaşanması veya ihtiyaçların farklılaşması bu kapsamda değerlendirilebilir. Ancak nafakanın artırılması ya da azaltılması her durumda kendiliğinden gerçekleşmez. Mevcut mahkeme kararında yıllık artışa ilişkin bir hüküm bulunup bulunmadığı incelenmeli, koşulların gerektirdiği hallerde nafakanın uyarlanması için dava açılması değerlendirilmelidir.
Nafaka hesaplamalarında sıklıkla karşılaşılan yanlış düşüncelerden biri, nafaka tutarının maaşın belirli bir yüzdesi üzerinden zorunlu olarak hesaplandığı yönündedir. Oysa Türk hukukunda bütün nafaka türleri için geçerli, örneğin maaşın yüzde yirmisi veya yüzde otuzu şeklinde sabit bir oran bulunmamaktadır. Her uyuşmazlık kendi koşulları çerçevesinde değerlendirilir ve mahkeme tarafından uygun görülen miktara hükmedilir. Bu nedenle nafaka talebinde bulunulmadan önce gelir belgelerinin, ihtiyaçların ve ekonomik koşulları ortaya koyan diğer delillerin değerlendirilmesi, talebin hukuki dayanaklarının doğru oluşturulması açısından önemlidir.